Yeni tayin edilen muhassıl Hafız Mehmet Efendi yanında Çil Osman Ağa vakasını incelemekle görevlendirilen müfettişlerle[1] Kıbrıs’a geldi. Müfettişler ve Muhassıl isyanın sebeplerini inceleyecek, muhassıl sarayındaki hasarı, çalınan malları tazmin edilmesini sağlayacak ve Çil Osman Ağa ve adamlarının diyetlerini alacaktı. Görevliler dikkatli hareket ediyordu ama verilen hediyelerle gönülleri kazanılarak, Çil Osman’ın patlak veren isyanın sebebi ilan edilirken, ölen adamlarının yakınlarına diyetlerini verdiler. Reayanın eşrafı vergilerin son kuruşuna kadar ödenmesi için kendilerini sorumlu gördüler ve sarayın yanmış kısımları yeniden inşa ettiler. Fakat yağmanın tazminatı çıkarılamadı. Çünkü ne Hristiyanlar ne de Müslümanlar çaldıkları malları iade etmedi. Yine de müfettişler ve molla durumdan hoşnuttu. Nitekim Babıâli İçin hazırlanan rapor halk lehine yazılmış oldu. Müfettişler gittikten sonra yeni muhassıl Hafız Mehmet Efendi hasarları tazmin etmek ve muhassıl olmak için ödediği meblağı telafi etmek için adada kaldı. Muhassılın yaptığı açıklamaya göre saraya verilen hasarın onartılması, çalınan malların tazminatı, ödenmesi gereken kefaret ve biriken diğer ödemeler için 1.000 keseye ihtiyaç vardı. Müslümanlar ve Hristiyanlar bu meblağın nasıl toplanacağı konusundaki kararı Hafız Mehmet’e bırakmıştı. Tazminatın reayadan 14, Türklerden 7 kuruş bir katkı payı toplanması makul göründü.

Tahsildarlar vergiyi toplamaya başlayınca bir kısım Türkler arasında Hafız Mehmet’in ağalarla iş birliği yaparak masrafları gerektiği miktardan fazla hesaplayıp amacının Türkleri soyup soğana çevirmek olduğu hakkında söylenti çıktı. Oysa onlar Türk’tü ve bu yüzden ödemeyeceklerdi. Böyle düşünen bazı Türkler Mesarya’ya gelen tahsildar saldırmaya teşebbüste bulundu. 1765 yılının Kutsal Salı günü Mesarya'dan ve Mağusalı 300 civarı Türk Değirmenlik'i ve su değirmenlerini ele geçirerek Lefkoşa’ya un gönderilmesini engeller. İsyancıların üstüne bir grup asker gönderildiyse de yönetimin zayıflığı yüzünden ayaklanma bastırılamadı. Bunun sonucunda isyancılarla uzlaşmaya gidildi ve vergiden muaf tutuldular.

Bu yumuşak tavırdan ve muhassıl ile ağalara olan şüphenin artması sonucu cesaretlenen isyancılar bir kez daha başkaldırdılar. 27 Temmuz’da Mirtu’da düzenlenen panayır sırasında Girne Kalesi dizdarı Halil Ağa’yı liderleri ilan ettiler. Girne Kalesinin bütün silah ve cephanelerinden sorumlu olan Halil Ağa’ya yemin eden isyancılar kendisinin muhassıl makamına geçeceği sözünde bulundular. Halil Ağa ve isyancılar yine Değirmenlik ve su değirmenlerini ele geçirdiler. Öte yandan, yönetim kontrolünü yitirmiş kırsal kesimdeki bütün Türkler mecburen ya da isteyerek Halil Ağa yönetimine geçerler. Başkentte yiyecek sıkıntısı baş gösterirken, dönemin başpiskoposu Paisios yanına Baf ve Girne piskoposlarını da alarak bizzat Babıâli’ye gidip konuyu görüşmeye karar verdiler. Adayı gizlice Baf üzerinden terk edip İstanbul’a giderler ve orada Babıâli’ye şikâyetlerini bildirirler. Kıbrıs yeniden muhassıl atanacağı sözünde bulunurlar. Bu esnada Halil Ağa Dikmen’e kadar ilerlemiş ve Lefkoşa’yı yıkacağı tehdidinde bulunuyordu. Muhassıl Hafız Mehmet Efendi isyancılara baş edemeyeceğini anlayınca anlaşmaya karar verir. Kimseden tazminat istemeyeceğine ve herkesi affedeceğine söz verir. Böylelikle ortalık biraz yatışır.

Ancak Hafız Mehmet yeniden vergi toplamaya girişti. Buda anlaşmanın ihlal edilmesi demekti. Çok geçmeden Halil Ağa ve askerleri harekete geçerler, Mağusa'yı abluka altına almaya çalışırlar ama kuşatma başarısız olur. Mağusa’da başarısız olmaları üzerine başkent Lefkoşa’yı kuşatmaya karar verirler. O da başarısız olur. Bu sıralarda Babıâli’nin adada çıkan isyanla başa çıkabilmek maksadıyla İbrahim Bey’i iki karavela ve oldukça yetersiz 150 kişi ile adaya gönderirler. Ayrıca, yeni görevlendirilen muhassıl Süleyman Efendi ve piskoposlar da adaya gelmektedir. Adadaki isyanla baş etme şekilleri güç kullanmaktan ziyade diplomasi ve entrikaya başvurmak şeklindeydi. İbrahim Bey yanında Halil Ağa’yı yeni muhassıl yapan belgeyi getirdiğini yazar. Tuzla’dan Kıbrıs’a ayak basan piskoposlar ise Halil Ağa’ya hediyeler yollar[2], Süleyman Efendi de ona hediyeler ve ona Hafız Mehmet’in ada işlediği hukuksuzluğu soruşturmaya geldiğini söyler.

Bu sözlere safça gibi inanan Halil Ağa, Süleyman Efendi ve piskoposların Lefkoşa’ya geçmelerine göz yumdu. Lefkoşa’da Süleyman Efendi ve Hafız Mehmet bir araya geldiklerinde Hafız Mehmet isyan bitene kadar görev süresinin uzatılmasını istedi. Süleyman Efendi girdiği uğraşları göz önünde tutarak isteğini kabul etti. Adanın umumi durumuna ve etrafındaki kişilere fikir danışarak Süleyman Efendi emrindeki kuvvetlerin isyan bastırmak için yeterli olmayacağına kanaat getirdi. İstanbul’a takviye kuvvet gerektiğini yazar. Ardından, iki tuğlu paşa Kör Ahmet’i, Silifke yöneticisini (Gergeoğlu) ve Türk korsan Cafer Bey’i yanlarına yeterli miktarda kuvvet ile Kıbrıs’a gönderirler. Kuvvetler adaya gecikirken bu isyan konsolosluklarda sıkıştırmak durumunda dadır. Adada çetrefilli durumlara bulaşmak istemeyen Venedik ve Fransız konsoloslukları uzaktan izlemeyi tercih ederken İngiliz Konsolosu Timothy Turner ileri gelenlerin ricası ve hükûmetin onayı ile iki grup arasında ara bulucu oldu. İsyancılarla görüşen Turner dört adet şartları olduğunu iletir bunlar:


  1. Genel af.

  2. Normalin dışında fazla vergi alınmaması.

  3. İsyana katılan zaim ve yeniçerilerin eski görev yerlerine dönmesi.

  4. Halil Ağa’nın muhassıl olarak kabul edilmesi.


 

Bu şartlarda yalnızca 1. ve 2. maddeleri kabul edilebilirdi. Diğer ikisi padişahın onayını gerektiriyordu. Neticede ara buluculuk işi sonuçsuz kaldı. Timothy Turner Lefkoşa’dan ayrıldıktan sonra Süleyman Efendi kendini yeni muhassıl ilan etti. Haberi alır almaz deliren Halil Ağa Lefkoşa yakınlarına ordugâh kurmuş, başkenti perişan etmeye hazırlanıyordu. Lefkoşa’ya saldırılar başlamışken Türk korsanı Cafer Bey ve 200 adamı Tuzla’ya ayak bastı. İsyancılardan bile beter çıkan Cafer Bey ve Adamları Tuzla’yı yağmalamaya başladı. Bir gün sonra da isyancılarla müzakere içine girdiler. Müzakere sonucunda ise Girne ablukasına katılma kararı aldı. İsyancılar da Cafer Bey gittikten sonra Tuzla’yı ele geçirdi ve padişah sancağını göklerde dalgalandırdılar.

Nihayet padişahın emir verdiği diğer birliklerde adaya varmaya başladı. Kör Ahmet Paşa da adaya Tuzla’dan girdi. Aynı gün Gergeoğlu’da Mağusa’da adaya çıktı. Kör Ahmet Gergeoğlu’nu da yanına alarak Lefkoşa’ya ilerlemeye karar verdiler. Kör Ahmet, Timothy Turner aracılığıyla isyancılara Halil Ağa’dan ayrıldıkları sürece af edeceğini iletti. Kör Ahmet’in 2.000 askeri ve 500 atlısı vardı. Ayaklananlar büyük bir kuvvetin üzerlerine geldiğini fark ettiler. İsyancılar kaçışmaya başladılar Halil Ağa’nın adamları 200’e kadar düştü.[3] Girne Kalesi'ne çekilirler. Kör Ahmet Tuzla’da gemilerin başına bıraktığı adamı Meleki Bey’e -yani onu Kıbrıs’a getiren savaş gemisinin kaptanı- Girne’ye ilerlemesini emretti.

Temmuz sonlarında Girne Kalesi'ni kuşatan Kör Ahmet gemilerle gelen toplarla kaleyi tarumar etmeye başladı. Asilerin onları bir süre idare edecek yiyeceğe sahipti ancak günün sonunda azalmaya başlayacak ve bu yüzden kaçacak olanlar çıkacaktı. Çıktı da. Bahsettiğimiz sorunlar ortaya çıktığında asiler birer birer Halil Ağa’yı terk etmeye başladı. Halil Ağa umudunu yitirmişti. Öyle ki gemime gel ben seni Süleyman Efendi’ye vermem diyen Meleki Bey’e inandı. Girne Kalesi Kör Ahmet tarafından tamamen ele geçirildikten sonra Meleki Bey Halil Ağa’yı teslim etti. Halil Ağa’yı sorguya çeken Kör Ahmet onu suçlu bulur ve boğdururlar. Başı kesilerek İstanbul’a gönderilir. Başarısından ötürü Kör Ahmet’e bir tuğ daha verilir. Hafız Mehmet Efendi adadan ayrılır. Süleyman Efendi ise muhassıllık süresi artar. Çil Osman’dan sonra gerçekleşen bu isyan tazminatı baya artırdı. Nihayetinde vergiyi anca 10.000 Rum ve 5.000 veya 6.000 Türk kalır.

Notlar ve kaynakça

[1] George Hill mübaşir olarak bahsetmiştir.

[2] Geleneksel olarak yeni muhassıl tayin olduğunda ona verilen para

[3] Halil Ağa’nın en güç sahibi olduğu dönemde 5.000 adamı vardı.

Hill, G. (2016). Kıbrıs Tarihi: Osmanlı ve İngiliz İdaresi Dönemi 1571-1948. Çevirmen: Nazım Can Serbest, İş Bankası Kültür Yayınları, 1. Baskı: İstanbul

Gürkan, H. M. (1982). Kıbrıs Tarihinden Sayfalar: Nehir Yayınları, 1. Baskı: Lefkoşa

Gürkan, H. M. (2000) Tarih İçinde Kıbrıs: Galeri Kültür Yayınları, 1. Baskı: Lefkoşa

Kapak fotoğrafı için tıklayınız.