
Kıbrıs’ın kültürel mirası her bakımdan adanın en zengin özelliklerinden biridir: Orta Doğu, Yunan, Ermeni ve birçok farklı kültürün damak zevklerinin sentezlenmesinden oluşan mutfağından; Yunanca, İtalyanca ve İngiliz sömürgesi olduğu dönemde İngilizceden tonlarca kelimeler türetmiş olup, hem Rumca hem de Türkçe olarak kendine özgü bir diksiyon ve ağız üretebilmesi adamızın kültürünün ne kadar katmanlı olduğunun en büyük göstergelerindendir. Bu yüzden de Kıbrıs’ta günlük hayatımızda sıradanlaşmış ritüel ve alışkanlıkların altında gizlenen asırlık öykü ve tarihleri keşfetmek, her bireyi beklemediği yollara sokabilmektedir. Bunlardan en ilgi çekici olanı ise Latin ve Yunan mitolojisinin adamız üzerinde (ve tabii ki adamızın Latin ve Yunan mitolojisinde) oynadığı paha biçilmez roldür.
Neredeyse bütün Kıbrıs halkı, Yunan mitolojisinde güzellik ve aşk tanrıçası olan Afrodit’in doğum yerinin Kıbrıs sahilleri olduğunu bilmektedir. Ancak, çağlar boyunca değişen Kıbrıslı toplulukların bazı köy ve yerleşim yerlerine verdikleri isimlerin altında yatan mitolojik hikâyeler, sadece klasik ve antik eserlere ilgi duyan sayılı bireyler ve Kıbrıs’ı araştıran tarihçiler tarafından bilinmektedir. Bu nadir rastlanan hikâyelerden biri de Latin mitolojisinde Venüs’ün (ya da Afrodit’in) metamorfozlarından biri olan Galatea’nın, yani şimdiki adıyla Mehmetçik’in eski isminin hikâyesidir.
Galatea’nın öyküsü, en şairane şekilde, Antik Roman edebiyatının Neoterik Dönemi’nde eski Latin mitolojisini çağdaş bir form ve dil ile anlatan Ovidius’un "Metamorphoses (Metamorfozlar)" eserinde görülebilmektedir. Ovidius’un eserinin onuncu kitabında yer alan ''Orpheus’un Şarkısı: Pygmalion'' şiirinde, şiire adını veren Pygmalion isimli Kıbrıslı bir yontucunun hikâyesi anlatılmaktadır. Kıbrıslı kadınların aşk tanrıçası Venüs’e özenerek fazla özgür ve ahlaksızca davrandığı düşüncesinde olan Pygmalion, eserde hayatını bir kadınla evlenmeden, tamamen yalnız başına yaşamayı tercih eder. Bunun üzerine yetenekli yontucu, kadınların güzelliğini ve el değmemiş saflığını temsil etmesi için fildişinden bir heykel yapar. Yaptığı heykelin muhteşemliğine hayran kalan sanatçı ona “uyuyan aşk” anlamına gelen Galatea ismini verir. Galatea’nın güzelliği kısa zamanda yaratıcısını büyüleyerek Pygmalion’un Galatea’ya bir insan gibi davranmasını, onu en güzel kıyafetlerle giydirip, en pahalı mücevherleri takmasına; herhangi bir yaşam belirtisi göstermese de günlük hayatını onunla yaşamasına sebep olur.
Artık Galatea’ya olan karşılıksız aşkından tutuşan Pygmalion, çareyi adada festival ve kutlamaları süregelmekte olan Venüs’e danışmakta bulur. Venüs’ün sunağında ona adaklarda bulunan yontucu, heykeline olan aşkından utanarak Venüs’ten sadece ona heykeline benzeyen bir eş bulmasını dileyerek yetinir. Ancak tanrıça, Pygmalion’un asıl isteğinin ne olduğunu anlar ve bunu gerçekleştirir. Evine dönüp heykelini öptüğünde Pygmalion, Galatea’nın dudaklarının ısındığını ve fildişinin yerini yavaşça beyaz bir deriye bıraktığını görür. Hikâyeye göre mutlu bir birliktelik yaşayan çiftin çocuklarına verilen Paphos (Baf) ismi ise daha sonra Venüs’ün doğumuyla anılan bölgenin adı olarak bilinmeye başlar.

Latin mitolojisinin neredeyse tüm dünya dil ve kültürleri üzerinde büyük bir etken olmuştur. Bu yüzden de adamızın istisna olmaması; gerek Yunan, gerek Latin mitolojilerinde hatırı sayılır bir öneme sahip olması; aynı zamanda hem mitolojiden etkilenip hem de rivayetlerdeki rolünü koruyabilmesi hiç de şaşırtıcı değildir. Örneğin, şimdiki adıyla Lapta’ya eski adını veren ve Roma uygarlığının egemenliği altında bölgenin ilk kralı olan Lapithos’un antik tarih ve mitolojideki rolü ve Venüs’ü baştan çıkaran ölümlü olarak bilinen Adonis’in Kıbrıs’ta bir yaban domuzu avı sırasında şekil değişmiş, kıskanç Apollo tarafından öldürülmesi gibi daha birçok öykü Kıbrıs’ı mitolojinin mistik dünyasının önemli bir ögesi hâline getirmektedir.
Ancak Galatya isminin etimolojik kökeninin mitolojiye dayanması, belki de yeterli araştırma ve kaynak olmamasından dolayı tamamen kanıtlanamaz. Birçok tarihçi ve araştırmacı, köyün isminin M.S. 1515 civarlarında İstanbul’un Galata bölgesinden gelen Rum göçebeler tarafından kullanıldığını, ve hatta kral Ptolemaios’un M.Ö. 300’lü yıllardaki egemenliği sırasında da yerleşim yerinin Galatia adıyla bilindiğini düşünmektedir. Farklı kaynaklarda ise köyün isminin Helenistik dönemde Anadolu’nun çoğunlukla kuzey/merkez bölümlerinde yaşayan Galatların adaya yerleştirilmesinden geldiği öne sürülmekte olup, Galatia isminin M.Ö. 25 yılında Roma İmparatoru Augustus’un düzenlemiş olduğu Roma eyaletinin isminden alındığı önerilmektedir. Bu fikir ayrılıklarından dolayı mitolojideki güzel fildişi büst ve günümüzün Mehmetçik köyünün esas adı arasındaki bağın mesafesi saptanamaz derecede olup, Latin mitolojisinin etimolojideki rolü sadece bir olasılığa indirgenmiştir.
Galatea’nın kökenleri konusunun belirsizliğinin bizlere kesin olarak kanıtlayabileceği şeyler de vardır. Öncelikle antik literatürün ve eski halkların kültürlerinin modern hayatımızda hâlâ bir öneme sahip olduğunu, bilinmesinin ne denli farkındalıklar ve uyanışlara yol açabileceğini gösteren bu diskur, aynı zamanda makalemin başlarında da belirttiğim gibi kelimelerin etimolojilerinin araştırmanın bizleri hiç beklenmedik rotalara götürebileceğini doğrular. Latin mitolojisinde bile bu denli bir rol oynayan Kıbrıs’ın tarih ve kültürünün elden bırakılamayacak kadar değere ve katmana sahip olduğunu gözler önüne sunar. Bir diğer deyişle Galatea’nın gizemi, değişken tarihin karanlık geçmişinde kaybolan bilgilere ışık tutmanın hem geçmişi hem de geleceğimizi nasıl şekillendireceğinin paradigmasıdır.

