Venedik hükümdarlığının lale devrinde yaşamış olan ve hayatı kitaplar ve dizilere konu olabilecek kadar trajik olan Caterina Cornaro (1454-1510), Rönesans dönemi politikası, tarihi ve sanatının önemli bir noktasında yer alır. Bütün bunlara rağmen Caterina Cornaro, günümüzde Kıbrıs ve İtalya dışında çok az bilinmektedir. Aslına bakarsak, gözlemlerim sayesinde, çoğu Kıbrıslı yaşlı ve genç kesimin de bu kadından habersiz olması beni yazımın başlığı olan “Kayıp Kadın” düşüncesine biraz daha yaklaştırıyor.

Peki kimdir bu Caterina Cornaro? Venedik’te bulunan en zengin ve köklü ailelerden birinin kızı olarak 1454 yılında dünyaya gelmiştir. Gençlik yıllarının çoğunu Büyük Kanal üzerinde bulunan aile malikânesinde geçirmiştir. Cornaro ailesi Kıbrıs’ı 1192 yılından beri yöneten Luzinyan ailesi ile sıkı ilişkiler içerisindeydi. Öyle ki 2. James, Kıbrıs Kralı ünvanını 1468 yılında aldığı zaman, Caterina Cornaro’yu eşi olarak seçmiştir. Cornaro ve James, 30 Temmuz 1468 yılında bir vekil vasıtasıyla St. Mark Katedrali’nde, Caterina henüz daha 14 yaşındayken evlendirilmişlerdir. Kocası ile aslen 1472 yılında, Kıbrıs’a ilk ayak bastığı zaman tanışmıştır. Caterina Kıbrıs’a geldiği günün akşamı Mağusa Limanı’nda resmî olarak evlenmiştir. Ancak James ve Caterina’nın tanışmasından henüz 10 ay geçmesinin ardından 2. James trajik şekilde hayatını kaybeder. Cornaro o dönemde 7 aylık hamile olduğundan taht sırası, henüz doğmamış olan oğlu 3. James’e kalır. Ancak genç kraliçenin peşini trajediler dizisi bırakmaz. 26 Ağustos 1474 tarihinde oğlu 3. James’in ölümüyle, Lüzinyan kraliyet ailesinin son varisi de ölmüş olur. Varisin ölmesi ile birlikte Caterina Cornaro, Kıbrıs Kraliçesi unvanını alır ve ondan sonraki 16 yıl boyunca tek yönetici olacaktır. Bazı kaynaklara göre kral 2. James’i, Cornaro’nun akrabalarının zehirlediği söylenmektedir.

Başa geçmesinin ardından, taç giydiği ilk andan itibaren genç kraliçemize karşı bir çok ayaklanma başlandığı bilinmektedir. Bütün o gücün ve prestijin içerisinde bulunan Cornaro, onu tahtan indirme çabalarının hepsine başarıyla göğüs germiştir. Ancak kraliçenin “en büyük düşman” niteliğindeki karşıtı açık ara farkla Venedik hükûmetidir. Kıbrıs’ın, İtalya’ya Akdeniz’de jeopolitik konumu sayesinde avantaj sağlayacağının farkında olan Venedik hükûmeti, kontrolü ellerinde tutabilmek adına kraliçenin çoğu güvendiği adamını görevden aldırıp, karar verme sürecinde söz hakkına sahip olup kraliçeyi etkileyebilecek komisyoncular ve danışmanları yerleştirmişlerdir. Tabii, bütün bunlar bir kadın olduğu içindir. Tek başına kadın bir hükümdar olması, dönemin sosyal yaşam anlayışına ters olup şu anki güncel feminist düşüncelerden uzak bir ihtimaldi.

Bu duruma göre, Caterina Cornaro’yu yönetimin kurbanı olarak görmek mümkün. Öyle ki yıllar boyu gördüğü baskı ve oynadığı “Venedik taş bebeği” aslında hayatının rolü olarak tanımlanmaktadır. Bütün bunlara kıyasla, hem Kıbrıs halkı hem de Venedik ve bütün İtalya için tarihin ve sanatın en saygın karakterlerinden biridir. Kapak görselinde Venedik halkının Caterina Cornaro’ya olan saygısını en estetik şekilde yansıtan ve Hans Makart tarfından 1872-3 yılları arasında yapılmış olan figüratif bir kompozisyon görüyoruz.

Gelelim nasıl tahtını bıraktığına. 1489 yılında Caterina, Venedik hükûmetinin baskılarına erkek kardeşinden de cesaret alarak dayanamadığına karar vermiş ve tahtını bırakmıştır. Politik gücünü kaybetse bile, kraliçe halk tarafından çok sevilen bir kadındır ve halk arasında bir ikondur. Bunu da adadan ayrılışını bile ününü mükemmel şekilde koruyarak yapmasından da anlaya biliyoruz. Dönemin tarih yazarı George Boustronios, kraliçenin adayı terk edişini zihnimizde şu şekilde canlandırmıştır: “15 Şubat 1489 günü kraliçe, Lefkoşa'dan Mağusa Limanı'na doğru yola çıkar. At sırtında, arkasında nedimeleri ve şövalyeleri, üstünde dalgalanan siyah saten pelerini vardır. Ancak gözlerindeki ışık, hüznünü saklayabilecek kadar güçlü değildir. Şövalyeleri bile gözleri dolu dolu, arkasında başları dik yürüyordur. Onu izleyen halk arkasından hayıflanmaktadır.”

Ve Caterina, bu şekilde İtalya’ya geri döner.

Kıbrıs’taki gerçek aslında daha karmaşıktı. Ada, Venedikliler tarafından tutulan feodal bir sisteme kilitlendi: Ne kraliçelerinin sürgünü, ne de monarşinin çöküşü yaşamlarını değiştiremedi. Kıbrıslı halk kapana kısıldı. Peki ya sonrasında kraliçemize ne mi oldu? Cornaro’nun görkemli şekilde İtalya’ya varışı, hem onu, hem de ona eşlik eden filoyu mükemmel bir propagandanın içerisine itti. Aslına bakarsak bu şekilde oynandı. Öyle ki karaya ayak bastığı ilk andan itibaren, kraliçemiz sanatın odak noktası hâline gelmiştir ve çok büyük ün kazanacaktır.

İtalya’ya döndüğü 1489 yılında, Caterina’ya Kuzey İtalya’nın Veneto bölgesinde bir kasaba olan Asolo’da ferah bir hayat sunuldu. Caterina’nın hükümdar olduğu dönem, geç Rönesans sanatı için bir eğitim dönemi, aynı zamanda bir mahkeme hâline geldi. Kraliçe, ünü ve popülaritesi ile Gentile Bellini ve şair Andrea Navagero gibi ünlü ve büyük sanatçılara ilham perisi olmuştur. Alt tarafta, Bellini’nin Caterina’yı 1495-1505 arası resmettiği mükemmel ve estetik bir porte görüyoruz.

Gentile Bellini'nin Caterina Cornaro portresi, 1495-1505: Kaynak.

Caterina Cornaro’nun Bellini tarafından resmedilmesinin ardından, kendi ağzından direkt olarak duyulan ve not edilen sözler şöyledir: “Ben, Cornelia soyundan olan Caterina Cornaro, Sinai’de gömülü olan bakire adını taşıyorum (St. Catherine of Alexandria). Venedik Senatosu bana ‘Venedik’in kızı’ diyor ve Kıbrıs, dokuz krallığın tahtı, bana tabi. Ne kadar muazzam olduğumu görüyorsunuz, ama benden de muazzam olan şey, Gentile Bellini’nin beni böylesine küçük bir panele tasvir eden elidir.”

Asolo'da kimin gerçekten zaman geçirdiği hakkında bir tarihçi, bir tarihçinin “Asolo serapını” tanımlamasına yol açtı. Mahkemenin gerçek yapısı ne olursa olsun; sürgündeki kültürlü Kraliçe'nin imajı Caterina tarafından maniple edildi. Portre uzmanlarının standart figürü oldu. Daha sonraki yaşamda ve hatta ölümde bile Cornaro, saltanatı sırasında hiç olmadığı kadar çok kontrole sahipti.

Cornaro, 1510'da Venedik'te öldü. Caterina'nın cenazesine katılmak isteyen kalabalıklar o kadar büyüktü ki daha büyük yaya hareketine izin vermek için bir tekne köprüsü inşa edildi. Rialto Köprüsü yakınlarındaki San Salvador kilisesine gömüldü. Ölüm, Caterina’nın hikâyesinin sonu asla olamadı. Yüzyıllar sonrasında bile, sanatı etkilemeye devam etti.

Hikâyesinin bir kez daha ezberlere kazınmasının vakti geldi. Cornelia soyundan olan Caterina Cornaro Kıbrıs'ın, sanatın ve tarihin kayıp kraliçesidir.

Kapak fotoğrafı için tıklayınız.