
Kuzey Kore’nin yönetiminin kontrolcü ve katı doğasından dolayı halkın yaşayış tarzı ve hatta liderleri, Kim Jong-un, hakkında çok az şey bilinir ama bilinenler de iç açıcı değildir. Ülke o kadar gizemlidir ki son bir haftadır Kim Jong-un’un hayatta olup olmadığı uluslararası merak oluşturmuştur. Ben de bu şansı kullanıp Kuzey Kore’yi incelemeye karar verdim.
Kuzey Kore’deki yönetim modern dünyadaki en sıkı kontrol edilenlerdendir. Dışarı dünyayla iletişim ve internet o kadar sıkı kontrol altındadır ki, kuralları takip etmemenin cezası idama kadar gitmektedir. Ülke genelinde ise her akşam elektrik kesintileri yaşanır. Bunlar da insanların kontrol edilmesini ve devletin beyinlerini yıkamasını kolaylaştırır çünkü mümkün olduğunca izole ve bilgisiz bırakılmıştırlar. Kuzey Kore halkının çoğunluğunun tarımla geçindiğini, özellikle kırsal alanlarda kuraklığın getirdiği sorunlar nedeniyle ekonomik güçlükler ve sağlık problemleri çektiklerini Birleşmiş Milletler’in raporlarından biliyoruz.
Kim Jong-un’un göstermeye çalıştığı mutlu, kırmızı yanaklı çocuklar ve halkın yönetime olan sevgisi ve saygısı başkent Pyongyang’a özgüdür aslında. Başkent olduğu için kısıtlamalar daha gevşek bırakılmıştır ve insanların hayat kaliteleri kırsal nüfusa göre çok daha iyidir: Ziyaret etmeye izni olan yabancılar iyi bir imaj vermek için başkentte gezdirilir ve kırsal alanlara çok nadir çıkarılır. Buna karşın Birleşmiş Milletler’in 2018 raporunda, Kuzey Kore’de 10 milyonun (tüm nüfusun %40’ının) yetersiz beslenmeyle baş ettiği ve her 5 çocuktan 1’inin yetersiz beslenme nedeniyle bodur kaldığını açıklanmıştır. Kısacası, bu ülkede insanlar kötü koşullarda yaşasalar bile devlete olan saygıları ve Kim ailesine duyulan sevgileri (dışarıdan göründüğü kadarıyla) azalmamıştır.
Peki Kim ailesi 20. yüzyılın ortasından beri insanlarını bu tür koşullar altında yaşatmalarına rağmen nasıl güçlerini tutmayı başardılar?
Kuzey Kore’nin ilk lideri, Kim Il-sung ile başlayan, sonra oğlu Kim Jong-il ve onun oğlu Kim Jong-un’la devam eden yöneticiler, ülkeyi ve güçlerini dış dünyadan korumak için insanlar üzerindeki etkilerini ve kontrollerini sıkılaştırdı. Özellikle Kim Il-sung, Kore Savaşı’nda gösterdiği çaba ve kahramanlık sayesinde Kuzey Kore halkının gözünde bir lider olarak görünmeye başladı. Bunu da propaganda ile teşvik etti ve insanların gözünde tapılası bir tanrı oldu. Bu imajı da oğlu ve torunu devam ettirdi. Örneğin, ilk iki lider ölünce ”Mansudae Grand Monument” olarak bilinen ve liderlerin 20 metre kadar uzunluğundaki heykelleri yaptırıldı. Gelenek olarak da heykelleri ziyaret eden yerli veya yabancılar anıta çiçek koyup boyun eğmesi zorunlu tutuldu. Aile, rejimi sürdürebilmeyi insanların tam bağlılıklarını alıp, bunu da örnekteki gibi gelenekler ve saygı aşılayarak yaptı.
Kuzey Kore’de eğitim de beyin yıkama için kullanılır. Şehirlerde, özellikle Pyongyang’daki okullarda, Kim ailesinin "yüceliği" ve "kahramanlığı" tarih dersleri ve şarkılarla öğretilir. Bunu da ders kitaplarında ve yayınlanan akademik çalışmalarda Kim Jong-un’un ve ailesinin söylediği veya onları öven alıntılar yapılması gereksinimi destekler. Çocuklar kreş seviyesinden başlayarak Kim ailesini ve rejimi sevdirecek ve ideolojiyi sürdürecek şekilde eğitilir; dış dünyanın fakirlik dolu ve huzursuz olduğu öğretilir. Yabancı dil olarak basit seviyede Rusça veya İngilizce öğretilir fakat öğretilen seviyenin de dış dünyayla iletişime geçecek kadar olmadığına dikkat çekmek gerekir. Böylece halkın rejime saygısı ve sevgisi garantilenir. Liderlerini kurtarıcı olarak görüp onlara hizmet etmek bir Kuzey Korelinin görevi olarak gösterilir. Sonuç olarak da diktatör olan liderlerine aşılanan sonsuz hayranlıkları düzenin korunmasını garantiler.
Ayrıca, sıkı kontrol altında olan iletişim de diktatörün güçlü ve yüce kalmasına yardımcı olur. İnternet erişimi sadece üst düzey görevliler, dış ticaret uzmanları ve istihbarat görevlilerinden oluşan küçük bir gruba sınırlıdır. Ülkede halkın internet kullanma veya (elitler haricinde) cep telefonu kullanma hakkı yoktur. Kurallara uymayanlar da ona göre cezalandırılır. Örneğin The Guardian 2014’te bir Kuzey Korelinin Güney Kore’yi aradığı için idam edildiğini bildirdi. Kuralların bu kadar katı olması da doğal olarak, halkın başka ülkelerdeki insanlardan uzak ve bağlantısız bırakılmalarına sebep olmuştur. Halkın maruz kaldığı medya veya haber de katı bir sansür süzgecinden geçirilir ve rejime karşı bir şey bahsedilmemesini sağlar. Bu süreçlerden geçip yayınlanan haberler ve yayımlar da halkı istenilen şekilde kalıplaştırır. En sonunda halk, devlet haber ajanslarından başka kaynak olmadığı için rejim tarafından haberlerin satır arasına saklanılan ve aşılanması istenilen bütün mesajları derin bir nefes gibi içlerine çeker. Bu da Kim ailesinin güç tabanını kuvvetleştirir.
Kuzey Kore’nin varlığı 21. yüzyıla uygun gelmese de ve Kuzey Kore ile Nazi Almanyası arasında BM İnsan Hakları Konseyine göre “birçok paralellik” gözlemlense de Kuzey Kore’nin yapılabilecekleri sınırlı görünür. Aslında Kuzey Kore sosyal medyanın, internetin ve eğitimin kolaylıkla maniple edilebileceğinin, ideolojik ve sosyal kontrol aracı olarak kullanılabileceğinin bir kanıtıdır. Kısacası, bu devlet insanların nasıl fark etmeden soyut bir hapishaneye kapatılabileceklerinin; kendi ülkelerinde ve kendi zihinlerinde tutsak yapılabileceklerini gösterir.
Fotoğraf için tıklayınız.

