Parmaklıklardan Aydınlığa

Filizlenmeyi bekleyen umutları yarınların sabahlarında saklayan da; umutsuzluğun, karamsarlığın kapılarını aralayan da siyasettir. Bir gökyüzü misali kimi zaman berraktır, aydınlıktır; kimi zaman da mihnettir, karanlıktır. Yaraların iyileşmesine merhem olduğu gibi yaraların açılmasına neden de olabilir.
Bu çelişkili düzenin merkezinde olduğumuzu fark ettiğimiz an sorgulamaya başlıyoruz siyaseti ve ardından gelen okyanusu…
Siyaset kavramı TDK'nin güncel sözlüğünde "Devlet işlerini düzenleme ve yürütme işleviyle ilgili özel bir görüş veya anlayış." olarak anlatılıyor. Gözlemlerimden yola çıkarak en basit şekliyle şöyle de tanımlayabilirim: Siyaset insan içindir, insanların mutluluğu ve refahı için yapılır. Karmaşıklıktan, kargaşadan düzen yaratmaktır. İçerisinde karanlığı, zıddiyeti barındıran parmaklıklardan aydınlığa geçerken âdeta bir köprü görevini üstlenir. Ben ve öteki üzerinden yorumlarsak; siyaset, "ben"in aklı ile ötekinin aklının birbirlerine karşı verdiği mücadelenin adıdır. İnsanların beraber yaşama istençlerinin bir tezahürüdür. Sanattır siyaset, uzlaşı için verilen çabanın bilim ve duygu arasındaki ince çizgi ile buluşmasıdır.
Yeni politikalar üretme mekanizması ise çeşitli siyasi ideolojilerin izlerini taşır. Bu görüşleri genellikle iki şekilde nitelendiririz: Sağcılık ve solculuk. Sağcılık, toplumsal hiyerarşiyi kabul eden veya destekleyen siyasal duruştur. Toplumsal eşitsizlik, sağcılar tarafından, milletsel, inançsal, kültürel farklılıklardan veya piyasa ekonomisindeki rekabetten kaynaklandığı için kaçınılmaz, doğal ve/veya cazip bulunur. Kendi içinde merkez sağ, liberalizm, muhafazakarlık, milliyetçilik, İslamcılık ve faşizm gibi derecelere ayrılır. Solculuk ise iyileştirme arayan veya var olan sosyal hiyerarşiyi kaldırmak isteyen ve zenginliğin eşit dağılımını destekleyen politik hareketlere karşılık gelen terimdir. Tıpkı sağcılık gibi solculuğun da kendi içinde dereceleri vardır: Merkez sol, sosyal demokrasi, sosyalizm, komünizm ve anarşizm (Bu akımlar en hafifinden en aşırısına doğru sıralanmıştır.). Kısacası, sağ cenah “O kimdir?” ilkesine göre halkı sınıflandırma yanlısıyken, sol cenah ayrımcılık yapmadan tüm insanları denk görme yanlısıdır ve bence sol siyaset mekanizmasına sorulması gereken ana soru şudur: Demokrasi hangi şekilde savunuluyor, özgürlükte mi esarette mi?
Siyasi partiler, devlet işlerine katılabilmek ve devletin amaç ve içeriğini oluşturabilmek amacıyla belli görüşleri savunan toplulukların oluşturduğu örgütler olarak bilinir. Kuzey Kıbrıs’ta toplam on üç siyasi parti olmasına rağmen sadece altı parti (Ulusal Birlik Partisi, Cumhuriyetçi Türk Partisi, Halkın Partisi, Toplumcu Demokrasi Partisi, Demokrat Parti ve Yeniden Doğuş Partisi) Cumhuriyet Meclisinde milletvekilleri tarafından temsil ediliyor. Ayrıca siyasi pozisyonları sadece sağ veya sol görüşten ibaret değildir. Birçoğunun ideolojisi Kıbrıs konusuna bakış açılarına göre şekillenmiş ve olgunlaşmıştır. Örneğin bugünlerde kendinden en fazla bahsettiren üç partiyi ele alalım: 1970 yılında kurulan CTP merkez sol pozisyonunda olup sosyal demokrasi ideolojisine sahipken, 1975 yılında kurulan UBP ise merkez sağ pozisyonunda olup liberal muhafazakârlık ve Türk milliyetçiliği ideolojilerine sahiptir. Kıbrıs sorununun çözümü için CTP federal bir yapıyı savunurken, UBP iki devletli çözüm dâhil, federasyon dışındaki modellerin gündeme gelmesinden yanadır. 2016 yılında kurulup 2018 erken genel seçimlerinde 9 milletvekili çıkararak meclise girmeye hak kazanan Halkın Partisi ise merkezcilik akımından yola çıkarak iki temel ilke üzerine kurulmuştur: İyi yönetim ve sosyal adalet. Hukuk düzeninin sınırladığı çerçevede birbirleriyle sürekli rekabet içinde olsalar da tüm siyasi partiler beraberliğin, dayanışmanın ve emeğin sembolleridir.
Siyasi partilerin de kendi içinde örgütleri vardır: Kadın kolları, gençlik kolları, ilçe yönetim kurulları gibi. Eğer Kuzey Kıbrıs’taki siyasi öznelerin cinsiyetlerini göz önünde bulundurursak, şu an elli milletvekilinden dokuzu kadındır. Siyasal karar alma mekanizmalarında kadınların düşük temsili diğer ülkelere kıyasen bizim ülkemizde daha gelişmiş olmasına rağmen yine de 50'de 9 küçük bir orandır. Bu sorunu çözebilmek için öncelikle kadınlara aktif siyasi özne olabilecekleri konusunda cesaret ve ilham verilmesinin en önemli atılımlardan bir tanesi olduğunu düşünüyorum. Çeşitli konferans ve eğitimler ile kadının siyasal yaşamın içine çekilmesi ve politik alandaki görünürlüğünün artırılması yıllardır dünyanın dört bir yanındaki barış süreçlerinde verilen hukuki ve politik mücadelenin cevap almasına yarar sağlayacaktır. Peki, kadın kolları/örgütleri buna ne kadar yardımcı olur? Araştırma sonuçlarına göre, siyasi parti kadın kolları genel olarak mahalle toplantıları, ev gezileri, kermesler, hasta ziyaretleri ve yardım çalışmaları gibi siyasi getirisi düşük ikincil faaliyetler yürütmektedir. Yürüttüğü faaliyetler sebebiyle de parti içinde siyasi bir yapıdan ziyade sosyal bir kuruluş görünümündedir. Kadın kollarının şu anki görünümüyle kadın sorunlarının siyasete taşınması ve kadınların karar alma mekanizmalarında temsilinin artırılması işlevlerine hizmet edebilecek bir konumda olduğunu söylemek ise oldukça güçtür. Kadın kollarının parti içi karar alma ve politika oluşturma süreçlerinde aktif katılan bir modele dönüşmesi demokratik bir yaşam biçiminin oluşmasında da rol oynayacaktır. Siyaseti, erkek egemen bir yapı olarak değerlendirmeyi ve buna bağlı bakış açılarını içselleştirmeyi toplumsal barışa olan inancımız ışığında farkındalık ve hoşgörüyle aşmalıyız.
Öte yandan, "gençlik ve siyaset" konusundaki her tartışma, “Gençlik siyasetin neresinde konumlanıyor?” sorusunda düğümleniyor. Bugünün gençleri, yarının yönetiminde söz sahibi olacak bireylerdir ve gençliğin politik yaşama katılması sürekli fikir alışverişi yapmayı gerektiren hassas bir konudur. Siyaset, gençliği sadece bir vitrin çalışmasından ibaret görerek, gençleri siyasi özne yapmaktan kaçınarak inşa edilmemelidir. Bu durum bizlerin, siyasete ve siyasetçiye karşı olan inancını zedeler ve yavaş yavaş politikayı bir çözüm sahası olarak görme fikrinden uzaklaşmaya başlarız. Tam da bu sırada aralanır karamsarlığın, umutsuzluğun kapıları… Tam da bu sırada kelepçe vururuz siyasete çünkü yorulmuşuzdur tekrar tekrar hayal kırıklığına uğramaktan, üzülmekten, hiddetlenmekten…
Bir yandan da şu soru aklımdan bir türlü çıkmıyor ve sizinle paylaşmadan geçemeyeceğim: Siyasi ortamdan tamamıyla soyutlanmak ne kadar mümkün veya ne kadar doğru? Belki de partidense, ideolojilerin taraftarı olmak daha sağlıklıdır. Böylece gelişmeye, genişlemeye açık olan ufkumuzu hayali sınırlarla daraltan partizanlığın da esiri olmayız. Öğrenme ve sorgulama isteğimiz uçsuz bir kuyuya hapsolmaz mesela. Özgürlüğümüz gardiyanımız değil, en iyi arkadaşımız olur! (Lütfen yanlış anlamayın, elbette parti tutan her birey partizan değildir. Bu kişiden kişiye değişkenlik gösteren bir ihtimaldir.)
Son olarak şunu ekleyebilirim: Birbirimize karşı değil, birbirimize doğru dönelim! Çeşitliliğimizin değerini anladığımız an güçlenmeye başlayacağız, siyaset kendi ayakları üzerinde dimdik durabilen olgunluğa erişecek. Ön yargılara doğrularla, baskılara cesaretle, sevgisizliğe sevgiyle, adaletsizliğe adaletle karşı çıktığımızda, parmaklıklar pencerelerimizden kalkacak. Karmaşıklığın doğurduğu çelişki bitecek. Daha emin adımlarla aydınlığa ilerleyeceğiz! Ve elbette bir gün umudun tohumları filizlenecek bu topraklarda…
Kapak fotoğrafı için tıklayınız.

