
Bu soru sosyoloji dersinde konusu geçene kadar düşünmediğim ve bir cevabı olmasını beklemediğim bir soruydu. İnternetin sahibi mi olur? Paylaşılmıştır internet; herkes bir bakıma internetin sahibidir. Çoğu zaman internet bizi çeşitliliğiyle boğar. Peki bu çeşitliliği yayan ve sürdüren kimdir? Kısacası, internet bin katlı bir gökdelen olsa, en yukarıda, bulutların da üzerinde, tüm dünyaya yukarıdan bakan kimdir?
Bu konuyu araştırırken bulduğum cevap, tahmin ettiğim gibi, hiç kimseydi. İnternetin ''sahibi'' yoktur. Teknik olarak, internet somut bir nesne değil, soyut bir konsepttir. Bu nedenle, ağları birbirine bağlayan fiziksel bir altyapı olmalıdır. Bu altyapıyı kuran ve hayata geçiren şirket veya gruplar, interneti somutlaştıran varlıklardır ama sahibi değildirler. Tabii ki internette ne yayımlandığını, ne söylendiğini ve ne konuşulduğunu yöneten bir grup orta yaşlı, takım elbiseli beyaz adamlar vardır. Bu kişiler, Rupert Murdoch gibi, internetteki içeriğin ana hatları çizen ve postmodernistlere göre, internet kullanıcılarının çeşitli isteklerine etkili bir şekilde cevap veren insanlardır. Bu işten yılda milyonlar, hatta milyarlar kazanıp (Murdoch’un 2019’daki net servetinin $21 milyar olduğu tahmin edilir) neyi ne kadar ve ne zaman öğreneceğimizi yönlendirirler. Buna rağmen, internet bir ''sahip'' altında toplanmış değildir. Teorik olarak, bu iş adamlarının yanında bizim de sözümüz geçer. Sonuçta internet bir "patron" altında kullanılmaz. Çoğumuz kendi sesimizi kendi internet araçlarımızla duyurur ve kullanırız.
Başka bir argüman da internetin aslında devletler ve büyük şirketler tarafından bir araç olarak kullanıldığı ve bu kontrolden dolayı internetin ortak -ama yine soyut- bir sahibin var olabileceğidir. Buna ''ideoloji'' denmektedir. İdeoloji çok güçlü ve belki de fazla iddialı bir kelimedir. Bu kelimeye yıllar boyunca çok farklı anlamlar yüklenmiştir. İdeoloji, bana kesinlik ve ciddiyeti çağrıştırır. Tam da bu yüzdendir ki internetin sahibinin ideoloji olması çok da değişik gelmemiştir; internet de, ideoloji de benzer şekiller ve görüntüler akla getirir. İnternetin geliştirilmesi bile Soğuk Savaş dönemindeki teknoloji yarışında, ABD’nin öne geçme azminden dolayı olmuştur. Fakat gözlemleyebileceğiniz gibi, internette sadece bir ideoloji yoktur, baskın çıkan bazı konseptler vardır. Bunlardan en baskını ise kapitalizmdir. Marksistlere sorarsanız, interneti sürdüren ve yayan ideolojik dürtülerdir. Bu yüzdendir ki fakir ülkelerin ve düşük gelirli toplulukların internete sınırlı erişimleri vardır. İnternetin sahip olunamayacak olmasına rağmen sahibiymiş gibi kullanıp internet aracılığıyla fikir ve yaşam tarzı dayatan, gökdelenin en üstündeki beyaz ve güçlü ofislerinden aşağıya, daha renkli, farklılıkların beraber var olduğu dünyaya baktıklarında başları dönen patronların var olduğu gözlemlenebilir. Onlar, çoğunluğun desteği oldukça güçlü kalır ve başlattıkları değer dayatma çabaları başarıya ulaşır. Bu bir bakıma dinin yüzyıllarca sorgulanmadan kabul edilmesi gibidir. Bu patronların kurdukları yirmi birinci yüzyıl imparatorlukları, milyarlarca takipçiye erişen imparatorluklardır. Her şey patronların elinin altındadır. Ellerindeki güç, ortalama bir bireyin gücünün epeyce üstünde kalır.
Bu kadar güçsüz ve ufacık olmanın verdiği bir avantaj, ne kadar ironik olsa da, umuttur. Devasa haber ve internet şirketlerinin etkisi yanında sessiz, küçük, güçsüz ve önemsiz kalmanın verdiği bir yan etkidir bence. Bu sıfatlara uymak aslında Marx’ın da dediği gibi “zincirleriniz dışında kaybedecek bir şeyiniz” olmadığı için fikir belirtmekte veya interneti kullanmakta kısıtlama da yoktur. Düşününce, eğer somut internetin sahibi yoksa ve asla olamazsa; soyut internet hepimizinse, bu patronları yukarıda tutan da biz değil miyiz?
Kapak fotoğrafı için tıklayınız.

