Kıbrıs’ın Değeri

Ben bir genç olarak, yaşadığım bu dönemde Kıbrıs’ın üzücü bir şekilde ortasından ikiye bölünmüş olmasına rağmen, Kıbrıs’ta olmaktan ve Kıbrıslı olmaktan gurur duyuyorum. Kıbrıslı olmak ne ırkınız ile alakalıdır ne de Avrupa Birliği pasaportlarını alıp bu adayı terk ederek adamızı kendi kaderine bırakmak ile alakalıdır. Kıbrıslı olmak Kıbrıs’ı sevmek demektir; fakat sözde sevmek değil, gönülden sevmek demektir. Kıbrıs aslında tüm negatif düşüncelerinizin aksine “sıkıcı” olarak nitelendirilecek bir adadan ziyade, uzun yüzyıllar boyunca gelip geçmiş birçok büyük devletin yönetimi altına girmiş ve bu milletlerin bıraktığı izleri taşımakta olan bir adadır. Bu nedenle birçok milletin etkisi altında, değerini bilmeyerek çürümeye mahkûm bıraktığımız, birçok tarih eser ortaya çıkmıştır. Bu sayede ada zengin bir tarihe ve eşsiz bir kültürel güzellik ve çeşitliliğe sahip olmuştur. Bu çeşitliliğin yanında ada, gelmiş ve geçmiş, duyulmuş veya duyulmamış birçok hikâyeyi ve gizemi (hayalet şehir, hayalet havalimanı gibi) içinde barındırmaktadır.
Birçok insanın hatalı bir şekilde değerlendirmesine rağmen, Kıbrıs kültürümüz; yemeklerimiz, tatlılarımız, lehçemiz ve hatta komşuluk ilişkilerimizden düşünce yapımız ve yaşayış tarzımıza kadar, birçok yönden Türk kültürüne oranla büyük farklılıklar göstermektedir. Bu farklılıklar günümüzdeki toplumu Türk kültürüne doğru yönlendiren asimilasyon nedeniyle çok belli olmasa bile, geriye doğru gittikçe kendi kültürümüzü daha fazla tanıyabilir ve öğrenebiliriz. Bu nedenle özellikle nene, dede ve diğer büyüklerimizin ağzından çıkan her kelime kültürel anlamda bir servet değerindedir. Dilimizi kendi lehçemizde konuşmak, gelenek ve göreneklerimizi devam ettirerek gelecek nesillere aktarmak soyumuzu ve kültürümüzü devam ettirmeyi sağlayacak olan en önemli unsurlardır. Tüm bunların yanında Kıbrıslıların kullandığı iki farklı dil ve din oluşu aramızdaki farklılık veya anlaşmazlık sebebi değil, kişisel farklılıklarımıza dayalı çeşitliliklerimizdir. Bazen bu açıyla yaklaşabilmek bile insana çok şey katabiliyor.
Peki bu güzel adayı neden terk ediyoruz?
Adamızı terk etmeyi bazen kendimiz seçmek yerine bize seçtirtmelerine izin veriyoruz. Kuzeyde yapamadıkları yollarla, veremedikleri sağlıklı yaşamla, uygulayamadıkları yasalarla ve daha birçok açıkla insanların hevesini kırıp sosyal ve duygusal yönden insanların üzerinde artan bir baskı mevcuttur ve bu baskı özellikle gençlerin diğer ülke standartlarının farkında olup, kendi ülkelerinde ne kadar değer verilmeyen vatandaşlar olduklarını görmeleriyle derin hayal kırıklıklarına sebebiyet vermektedir. Bu hayal kırıklıkları böyle adlandırılmasa bile insanları gelecekle ilgili kaygıya düşürmekte, gelecek kaygısı ile daha güvenli ve daha sağlıklı bir sistemde yaşama hayallerini kurmak üzere onları bu adayı terk etmekle sonlanan bir yaşam arayışına sokmaktadır. Çevremizde yaşanan birçok konu ile alakalı bilinçsizliği gidermek çok zor olacak olsa bile kimliğimizi, kim olduğumuzu ve nereye ait olduğumuzu bildiğimiz, hatırladığımız ve hatırlattığımız sürece ve ülkemizde yapılan yanlış politikalar karşısında ses çıkarabilir, hak ettiğimiz yaşam standartlarına ulaşmayı kolaylaştırabiliriz.
Kapak fotoğrafı için tıklayınız.

