
Küreselleşme, dünya insanlarının ekonomik, siyasi ve sosyal açılardan birbirine yakınlaşması ve bir bütün olma yolunda ilerlemesidir.
Küreselleşmiş bir dünyada milliyetçilik ilginç bir terimdir. Teknoloji tabanlı 21. yüzyılda milliyetçilik, küreselleşmeyle gelen birleşmeye meydan okuyan; kaybolması kaçınılmaz olan bazı değerlere sıkıca tutunup, yeniliğe karşı gelen bir idealdir. Milliyetçilik son zamanlarda yükselişte olsa da altında yatan temel aslında dünyada gerçekleşen sürecin tam tersidir.
Dünyada hızlıca meydana gelen değişimlere baş kaldırmak anlamsızdır çünkü bunların altında teknoloji ve ticaret gibi vazgeçilemez ve etkisi karşı çıkılamayacak kadar güçlü faktörler vardır. Bunun sonucuysa giderek daha da bütünleşen, ortak bir toplumdur ve bu toplumda bir insanın nereden geldiği değil, kendini nasıl gördüğü önemlidir. Gelişen ve kendini sürekli yenileyen bir dünyada bu fikir oldukça saygı gören, sahiplenilen bir fikirdir. Başka bir deyişle küreselleşme, bireylere kendilerini istedikleri gibi tanımlama özgürlüğü sunmaktadır.
Milliyetçilik ise bu yeniliği ve özgürlüğü kısıtlar, bunun yerine eskide kalmış ve insanların kimlik arayışına paket cevap olarak kullanılan, abartılmış toplum tarihi ve tek taraflı düşünceleri kazır. Bu sürecin sonucu da diğer toplumlara yetişememiş ve izole olmuş bir toplum olur. Çağın getirdiği değişikliklere -ne kadar da hızlı olsa da- ayak uydurmaktır bir toplumun yapması gereken: Avusturya ve İtalya gibi gibi dünyaya kapanmak ve buna sonuna kadar baş kaldırmak değildir.
Gittikçe büyüyen ''Yeni Sağ'' grubu, özellikle son 20 yılda büyümüş ve oldukça tutucu bir gruptur. Yeni Sağ’ın egemenliğini İngiltere ve ABD’den örneklendirebiliriz. Göç, eşit hak ve yenileşmeye karşı gelen ve solun getirdiği değişimleri geri çekmek için elinden geleni yapan bu grup, her geçen yıl daha çok destek topluyor. Bu da milliyetçiliğin arttığını gösteriyor. ABD Başkanı Trump’ın göç sürecini daha da zorlaştırması veya İngiltere devletinin Brexit’le çoğalan ırkçılığı frenlemek yerine dolaylı yoldan desteklemesi de bunun bir parçasıdır.
21. yüzyılda milliyetçilik daha kolaydır aslında. Sosyal medya sayesinde ülkenin "kıskanılası" özellikleri övülerek ve yüceltilerek öbür toplumları cezbeder. ABD gibi kendi başarılarından gurur duyan ve emin olan devletlerin başka ülkeleri de buna inandırması kolaydır. Bunun sayesinde, bir toplumun başka bir tanesinin üzerinde güç gösterisi yapması milliyetçilikle daha da kolaylaşır. Bu da o topluma diğer ülkeler üstünde kullanabilecekleri bir üstünlük verir. Milliyetçilik, bu gücü kullanarak bir döngü hâline getirilmiştir.
Herkesin küreselleşme ve toplum hakkındaki yorumları farklıdır. Bazıları milliyetçiliğin sadece iyi yanlarına odaklanıp kötü yanlarını görmemeyi tercih edebilir veya küreselleşmenin desteklenecek bir şey olmadığını savunabilir. Peki neden? Sonuçta ne savunduğumuz fark etmeksizin, küreselleşme dünyada hâlâ meydana gelen bir süreçtir. Küreselleşmeyi yok edici bir şey olarak görmek yerine neden yeni ve ortak bir kültür, değerle ve dayanışmayla kucaklamayalım? Çünkü belki de bunu sahiplenmemiz dünya barışına giden bir yoldur.
Fotoğraf için tıklayınız.

