Kesinlikle hayatınızda duyduğunuz iki sözden biridir bunlar. İnsanlarla muhabbet ederken, ne zaman politika konusu açılsa ve ne zaman fikrimizi söylesek aldığımız cevaplar bunlar. Bu politik ön yargı ülkemizin siyasi yelpazesini mahvediyor ve yelpaze iki farklı şekle ayrılıyor, bu yazımda da bu ikisinden bahsedeceğim.

İlk olarak, insanların bahsettiği “solcu” anlayışına bakalım. Ne yazık ki bu ülkede biri başkasına barış istediğini, Türkiye’yi bu adada istemediğini veya Rumlarla iş birliği yapmak istediğini söylediğinde hemen bir ön yargı oluşuyor. Tabii ki bu herkes için geçerli değil fakat böyle vakalar mevcut. Bu ön yargı da normalde “Sen Rum yandaşısın, ne biçim Türk’sün?” veya “Rumcu” ya da en sevdiğim “vatan haini” laflarıyla kendini belli ediyor. Bu lafları da normalde bu fikre karşı olan kişiler söylüyor ve bir politik kutuplaşma yaratılıyor.

Bunun tabii ki birçok nedeni var. Mesela, bu kişilerin internette gördüğü yazılar, aile baskısı veya büyüdükleri ortam bu tür yaklaşımda bulunmalarını etkileyen en büyük faktörlerden biri. Fakat, bu kişilerin fark edemediği şey, barış isteyen çoğu kişinin bunu Rum yandaşı olduklarından veya vatanlarını sevmediklerinden değil, vatanlarını, ekonomik ve sosyal olarak, daha iyi bir duruma getirmek için istedikleridir. Ayrıca bu kişiler, vatanlarının gelişmesi için en iyi çözümün barış olduğunu düşünen kişilere saygı duymayarak onlara önceden bahsettiğim gibi lakaplar takıyorlar, böylece kendi fikirlerinden başka bir fikri dinlemeyip kendilerine karşı olan tarafı göremiyorlar. Bu yüzden de Kıbrıs’taki politika konuşmaları gerek halk arasında gerekse politikacılarda hiçbir zaman ilerleyemedi ve yıllardır aynı konular tartışılıyor. Benim açımdan bunun en büyük nedeni ise birbirimizin bakış açılarını dinlemeyip, ön yargılarımıza kapılarak birbirimizin fikirlerini isimlendirip hemen o fikre “yanlış” fikirmiş gibi davranmamızdır.

Diğer fikir ise bazı insanların karşı olduğu “sağcı” mantalitesi. Bu da birinin barış istemediğinde “faşist” lakabının takılması ile alakalı. Fakat, bunu söyleyen insanlarını fark etmediği şey ise, barış istemeyen, yani sol görüşte olmayan bazı insanların, bunu faşist veya ırkçı oldukları için değil ama diğer tarafta olduğu gibi, barışın ülkeye zarar getireceğini düşündükleri için istemedikleridir. Bu insanlara göre, barış olursa, Kıbrıs’ın ekonomisi çökebilir veya çok tehlikeli sosyal sorunlar yaşayabiliriz. Ancak bu insanlara lakap takmak, sunabilecekleri çok mantıklı fikirlerin gün yüzüne çıkmasını etkiliyor ve böylece bunun mağduru halk oluyor.

Sonuç olarak, bir ülkenin gelişmesi için gereken en önemli şeylerden biri, farklı düşüncede olan kişilerin bir araya gelip fikirlerinin sağlıklı bir ortamda paylaşmalarıdır. Böylece, her tarafı memnun edebilecek ve birçok bakış açısının el alındığı bir sonuca varabiliriz. Bunun sayesinde de ülkemizde halka yönelik daha çok yasa çıkabilir veya olduğumuz bu politik durumu daha iyi bir şekilde kontrol edebiliriz. Bu yüzden kendimizden farklı fikirde olan insanlara ön yargımızı bitirmemiz ve doğru bulmadığımız düşünceleri bile kale almamız gerekiyor. Böylece hem daha bilgili olacağız hem de fikirlerimizi yaratırken daha çok bakış açısını dikkate katarak ilerleyebileceğiz. Bunun olmasını sağlamak için de çoğu Avrupa ülkesinin yaptığı gibi paneller ve seminerler düzenlemek gerekiyor. Bu yerlerde gerek gençler gerek politikacılar kendi fikirlerini söyleyebilecekler ve böylece halk arasında bir fikir alışverişi başlayacaktır. Bu gibi platformları da devletimizin halka sunması lazım ki ülkemizin olduğu bu zor durumu hep birlikte çözmeye çalışalım. Ayrıca, bu platformlar sayesinde politika konusunda yetenekli olan gençler de tecrübe kazanıp ilerde politikaya girerek ülkenin geleceğini daha iyi yollara sokabilirler.