Kıbrıs sorunu yakın tarihin henüz çözümlenmemiş ve en uzun süren politik sorunlarından biridir. Bugün üzerinde barış içinde yaşadığımız topraklar, yakın geçmişte kan gölüne dönmüş durumdaydı.

 

Adanın iki eşit halkından biri olan Kıbrıslı Türklerin, komşuları olan Kıbrıslı Rumlar tarafından, en temel insan hakkı olan yaşama hakları ellerinden alınmıştı.

 

Ben özgür ve bağımsız olan KKTC'de doğdum. Annem Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların ortaklaşa kurdukları Kıbrıs Cumhuriyeti'nde doğdu. Teyzem Kıbrıs Türk Federe Devleti'nde doğdu. Nenelerim ve dedelerim ise İngiliz egemenliğinde dünyaya geldi. Üç nesil hepimiz farklı siyasi dönemlerde hayata merhaba dedik.

 

Kendi tarihimi merak edişim ilkokulun ilk yıllarına rastlar. Annemi her 20 Temmuz ve 15 Kasım'da gözyaşları içinde bulurdum. Yaşım ilerleyince sebebini sordum. O bir savaş çocuğudur. Babam da öyle. Babamlar Baf göçmenidir de aynı zamanda.

 

Annem bana 1955 yılında Rumların bizleri silah zoru ile adadan atmak için silahlı terör örgütü kurmalarından başlayarak, acı dolu yılları anlattı.

 

Rumların amacı adanın tek sahibi olarak Kıbrıs’ı Yunanistan'a bağlamaktı. Bunun için Kıbrıslı Türkleri canlarından bezdirip, yıldırarak başka bir ülkeye göçe zorlamak ve azınlık durumuna düşürmek amacıyla en korkunç yöntemlere başvurdular.

 

Adanın her tarafına işkence barikatları kurdular. Annemin teyzesi, dokuz aylık hamileyken doğum yapmak için köyünden Lefkoşa’ya yola çıkmış. Yıl 1966. Beş-altı tane Rum barikatından geçmesi gerekiyormuş. Her barikatta aşağılanmaya ve işkenceye maruz kalmış. Karnına tekme yemiş ve bebeğini kaybetmiş.

 

Büyük teyzem gibi ailemizin birçok ferdinin hayatları acılarla doludur.

 

Babamın ailesi tam üç kez canlarını kurtarmak adına göçmen olmuş. Baf’taki köylerinde yaşarken adanın diğer kısımları ile irtibatları kesilmiş, Rumlar köye girişi ve çıkışı zapt etmişler. Hastalar doktorsuzluk ve ilaçsızlık yüzünden ölmüş. Hayatta kalanlar ise açlık ile mücadele etmek zorunda kalmış. Özellikle 1963-1974 yılları arasında 105 Türk köyünde Kıbrıslı Türkler, her türlü hakları çiğnenerek, hapsedilmişlerdir.

 

Rumlar köylerde koyunlarını otlatan, tarlalarını ekip biçen Türkleri kuş avlarcasına katletmişler. Yollardan rastgele topladıkları insanları, kadın, çocuk ve yaşlı demeden öldürmüşlerdir. Bugün hâlen birçok Türk'ün başına gelen bilinmemektedir. Onlar hâlâ kayıptır.

 

Bizim ailemizde hem şehit, hem gazi, hem de kayıp vardır.

 

Büyük amcamın bir buçuk yaşındaki oğlu hastalanmış. Altı barikatı büyük zorluklarla geçen yengem ve bebek Lefkoşa’ya gelmişler. Bebeği hastaneye yatıran yengem, ilaç almak için birkaç saatliğine hastaneden ayrılmış. Hastaneyi basan Rumlar herkesi katletmiş. Aradan 50 yıldan fazla zaman geçti. Yengem hâlen oğlunu bekliyor. Hayallerinde oğlunu Kızılay kurtarmış. Türkiye’ye götürülmüş, oğlu orada iyi bir ailenin yanında büyümüş ve çoluk çocuğa karışmış. Gerçek ise yeğenimin bebekken katledilip, Tekke Bahçesi'nde isimsiz olarak yattığıdır.

 

Yaşananlardan henüz çok az şey biliyorum. Buna rağmen 20 Temmuz günü Türk uçakları geçerken annemin uçakları neden çılgınca alkışladığını anlıyorum. Alkışlarken de neden sevinç gözyaşlarına boğulduğunu. Özellikle, 1963 yılından Barış Harekâtı’na kadar geçen 11 yılda Kıbrıslı Türklerin büyük bir umutla barış dolu günleri özlemle beklediğini çok iyi anlıyorum.

 

Mücadelemiz henüz bitmedi. Kurduğumuz cumhuriyet, Rumların çığırtkanlığı yüzünden uluslararası ambargolar altındadır. Tanınmamış bir ülkenin siyasi, ekonomik ve kültürel zorluklarını yaşıyoruz. Yolumuz uzun, yolumuz diplomatik mücadele gerektiriyor. Ama varız! Özgürüz! İnsanlık onurumuzla dimdik ayaktayız!

 

Fotoğraf için tıklayınız.