Ağustos ayının ilk gününde İstanbul’un gecesini gündüzüne katıp canlılığıyla insanı büyüleyen İstiklal Caddesi'nde kalabalığa karışmış heyecanla adım adım yürüyordum. Havadaki hafif esintiden dolayı yüzüme düşen tel tel dalgalı saçlarım sokaktaki müzisyenlerin çaldıkları şarkılarla coşkulu bir ahenk içindeydi. Masmavi bir gökyüzünün altında Tünel’e doğru ilerlerken aniden bir fısıltı duyar gibi oldum. Sanki biri bana “Hey, sen! Buraya baksana!” der gibiydi. Sağıma baktığım an içi siyah sıralı sütunlarla örülü, sadeliğiyle dikkat çeken dört katlı eski bir bina gördüm. O ana kadar varlığını bile bilmiyordum, ismi SALT Beyoğlu’ymuş… Taksim'in yoğunluğundan, yoruculuğundan kaçıp İstiklal'in eski ruhunu solumamızı sağlayacak, derin bir nefes alıp farklı deneyimler yaşayabileceğimiz seçili sanat işlerinin bulunduğu, mevcut ve gelecek program bilgilerinin yer aldığı bir alan; hatta en dalgalı denizlerde sığınabileceğimiz bir liman… İçinde huzurun, emeğin ve özverinin izlerini taşıdığı her hâlinden o kadar çok belliydi ki... İnsanı çılgınlıklara sürükleyen bir merakla kapıdan içeriye giriverdim ve çıkıncaya dek sanki zaman beni unuttu, ben zamanı… Dolaştım, dokundum, sevdim, seyrettim, gülümsedim, şaşırdım… Geçmişi okudum, bugünü düşündüm, geleceği düşledim.

SALT Beyoğlu hakkında fikir edinmeye ve naçizane gözlemlerimi okuyarak bu tatlı serüvende bana yol arkadaşlığı yapmaya ne dersiniz?

Ziyaretçilerine nostaljiyi hatırlatan giriş katı, forum alanı ve açık sinemadan oluşmaktadır. Bu bölümde toplumu bilinçlendirme amacı ile çeşitli konular hakkında sergi programları düzenleniyor. Benim ziyaretim sırasında “Uygun Adım Marş” teması altında Maria Andersson ve Nancy Atakan’ın Türkiye'deki beden eğitimi sisteminin şekillenme süreciyle ilgili yaptıkları incelemeler sergilendi. Türkiye’nin model aldığı kültürfizik anlayışı ve uyarladığı folklorik ögelere bakarak ülkede beden eğitimi ve olimpizmin öncüsü Selim Sırrı Tarcan ile izinden giden kızlarının hikâyesi etrafında çok yönlü görsel anlatımlar geliştirildi. Forumu geçip sağa döndüğümüzde ise karşımıza açık sinema çıkacak. Burada günün farklı saatlerinde film gösterimleri, konuşma ve performans programlarıyla karşılaşabiliriz. Ayrıca sinemanın esrarengiz görünümünden etkilenmiş birçok ziyaretçiyi koltuklara oturmuş telefonlarının objektiflerine poz verirken görmemiz an meselesidir.

Beyaz merdivenlerden yukarıya doğru çıktığımızda bizi ilk karşılayacak yer Kitchen adlı içi samimiyet kokan şirin bir kafedir. Burada kahvemizi yudumlayıp bir şeyler atıştırırken hem güzel vakit geçirebiliriz, hem de çalışabiliriz. Aynı zamanda mutfak alanının üstündeki asma kat bizlere büyük masalardan birine kurulup, bu alanı da bir çalışma mekânı olarak kullanma şansını veriyor. Biraz ilerledikten sonra mutfağın tam karşısında sessizliği ve huzuruyla insanı dinlendiren, başka diyarlara götüren Robinson Crusoe 389 Kitabevi bulunuyor. Özellikle kapıdan girdiğimiz andan itibaren tavana kadar uzanan kitaplıklar ile kendimizi gayet güzel dizayn edilmiş bir kütüphanede hissediyoruz. İleriye doğru ilerledikçe kitaplarla kaplanmış ufak odacıklar ve bu odacıkların içerisinde rahatça kitap okumamız için yerleştirilmiş tekli koltuklar ile karşılaşıyoruz. Göz yormayan ışıklar ve tablolar estetik açıdan birbirlerini tamamlarken, içimizdeki kitap okuma arzusunu da daha tutkulu bir hâle getiriyor.

İkinci ve üçüncü katlarda sergiler düzenleniyor. Ancak ağustos ayında restorasyon ve yenileme çalışmaları yapıldığından dolayı bu bölümler ziyarete kapalıydı. Sonuncu katta ise bana “Kalabalığın İçinde Sessizlik: Beyoğlu’nun İçinde SALT Beyoğlu” başlığını attıran kış bahçesi var. Zemininde sıkıştırılmış toprak bulunan odada, gün boyunca camdan süzülen aydınlığın yeşil saksı bitkiler ile flörtüne şahit olabiliriz veya balkondaki tutacağın üstüne konmuş bir kuş ile göz göze gelebiliriz.

Bence huzuru hissetmek istediğiniz dakikalarda, bir deniz kabuğunu dinler gibi kalbinizi dinlemek istediğiniz saniyelerde gidin SALT Beyoğlu’na… Eminim, kalabalığın, karmaşanın içinde sessizliği yarattığı gibi sessizliğin içinde de sanatın ışığıyla özgürce sesinizi bulmaya yardımcı olacaktır. Forum alanında tavandan yere doğru uzanan ince, beyaz kumaşın üzerinde şöyle yazıyor:

“bir atıfa

atıfta bulunmak

rengin ritmi

birleştirmek

dans etmek

dikmek

döngüsel hareket

döngüsel

düşünce

imleri

imlemek

zamandan teyeller

dikmek, dikmek

ve dikmek

dikiş işte sadece

kumaşa metin

metin üstüne metin

metin üzerine

ve böyle işte

şekiller kesmek

kesikleri şekillendirmek

geçmişten geçmek

üst üste bindirip

yeniden ve yeniden

düşünceye dair düşünce

düşünce takibi üzerine

düşünce

düşüncelere dalıp

yoldan şaşmak

yeni yollar bulmak”

Kaynakça