Çalışma odasında bulunan el oyması ile süslenmiş bir çalışma masası… Oturmuş, yağmurun sesi eşliğinde hayal ediyorum, hayal ettikçe de yazıyorum. Kafamı kurcalayan fikirler, düşler uzadıkça uzuyor. Sanki yolunu kaybetmiş bir arabadayım. Dağlara çıkmak isterken, deniz kenarına varıyorum. Gözümün önüne bir millet geliyor! Evet, bir millet hayal ediyorum... Dününe, bugününe, yarınına kanını, terini, gülüşünü, göz yaşını, gençliğini, sevdasını, emeğini katan bir millet… Öyle bir millet olsun ki damarlarında özgürlüğün verdiği güç aksın, birlik ve beraberliğe olan sonsuz inanç aksın, sadakat aksın… İçindeki sevgi her geçen gün daha da emsalsizleşsin…

Yedi kıtadan oluşmuş dünyada toplam iki yüz altı ülke bulunduğunu biliyor muydunuz? Ve tabii, bir de bu ülkeler için hayat mücadelesi veren yüz milyonlarca insan… Çok merak ediyorum: Acaba benim düşlediğim gibi bir millet bu ülkelerin herhangi birinde yaşıyor mudur veya hiç yaşadı mı, ya da ileride bir gün yaşayacak mı? Yazımı okurken içinizden bazılarınızın umutla “Neden olmasın, olabilir!", bazılarınızınsa şaşkınlıkla “Çok hayalperestsin, bu imkânsız!” dediğini duyar gibiyim.

Yaşım gereği çok ülke gezdiğim söylenemez. Dolayısıyla farklı kültür ve geleneklere de yabancıyım. Ancak bir ülke var ki tarihini de, gelenek göreneğini de çok iyi biliyorum, milletini de çok iyi tanıyorum! O ülke dört tarafı deniz ile kaplı olan küçük bir ada, o ülke benim -hatta belki senin de-  doğup büyüdüğüm yer, o ülke Kıbrıs, Kıbrıs'ımız

Ortaokulda Kıbrıs Türk tarihi öğretmenimiz sınav sorusu olarak bizlerden Kıbrıs’ın diğer ülkeler için önemini açıklamamızı istemişti. Ben o gün, o sorunun cevabını çok iyi bilmeme rağmen bir anlık dalgınlıkla yanlış yanıtlamıştım. Tüm zorluklara rağmen halkın yaşlısından gencine, gencinden çocuğuna nasıl direndiğini yazmıştım, nasıl birlik ve beraberlik içinde kahramanca mücadele ettiğini anlatmıştım. Diğer ülkelerin de bu örnek alınası direnişten çok etkilendiğini vurgulamıştım.

Oysaki cevap iki anahtar kelimeden ibaretti, “jeostratejik” ve “jeopolitik” nedenler… Öğretmen cevabımın yanına kocaman bir çarpı ve kocaman bir soru işareti koymuştu... O zamanlar on bir yaşında ortaokula yeni başlamış bir öğrenciydim. Yıllar geçtikçe dalgınlıkla da olsa neden böyle yazdığım hakkında düşüncelerimi çok  sorguladım, siyasi ve güncel olayları daha çok takip etmeye başladım ve daha çok gözlem yaptım, yaptıkça da neden sınav kağıdına böyle bir açıklama yaptığımı daha iyi anladım.

Adamızın kısaca bir tarihini düşünsenize! Kıbrıs yüzyıllarca birçok imparatorluk tarafından fethedildi. Lüzinyan, Bizans, Osmanlı, Birleşik Krallık ve tüm bunlardan sonra 1960 yılında kurulan Kıbrıs  Cumhuriyeti… Ardından 1974’te Yunan darbesine karşı Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerçekleştirdiği harekât sonucu adanın kuzeyinde tek yanlı Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kuruluşu ve 15 Kasım 1983’te yerini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne bırakışı... Küçücük adanın okyanus derinliğindeki tarihini büyüklerimden bir öykü misali dinledikçe, kitaplardan okuyup öğrendikçe çok sevdiğim birinin şu sözleri aklıma geliyor: ”Ben sevgili kardeşlerim, Kıbrıs Türk’ü olarak çok acılar yaşadım, çok göçler yaşadım, çok kanlar döktüm! Yeniden kanım dökülsün istemiyorum! Yeniden göç yaşamak istemiyorum!”.

Kimilerimiz bu zorlu mücadele uğruna çınarını kaybetti, kimilerimiz aşkını kaybetti, kimilerimiz de çocukluğunu… Ancak tüm kırgınlıklara, kızgınlıklara, yaşamak isteyip de yaşayamadıklarımıza rağmen toplum olarak çok değerli bir şey kazandık. Eğer istersek nasıl birlik ve beraberlik içinde el ele, kol kola, omuz omuza hep daha ileriye yürüyebileceğimizi gördük! Bir fidan diktik ve adını “Umut” koyduk… Sebatla, azimle, inançla yeşerttik dört bir yanını... Cehaletin karanlığına kapılmadan dayanışma içinde olmayı ve bunu bir yaşam biçimi haline getirebileceğimizi en güzel örnekleriyle gösterdik... ”Ben” değil de “biz” diye haykırmayı, özgürlükte eşitliği savunmayı öğrendik!

Bugünlerde ülkemizde sosyal, siyasi ve ekonomik alanlarda yaşadığımız sıkıntılar inkâr edilemez bir gerçektir. Atatürk şöyle demişti: ”Ekonomisi zayıf bir ulus yoksulluktan ve düşkünlükten kurtulamaz; güçlü bir uygarlığa, kalkınma ve mutluluğa kavuşamaz; toplumsal ve siyasi yıkımlardan kaçamaz.”. Yürekten inanıyorum ki hem halk hem de halkın iradesini emanet alanlar kutuplaşmayı bırakıp tek bir vücut olursa zorlukları daha sancısız, daha sızısız bir şekilde aşacağız... Sesimiz gürleşecek, anlatmak istediklerimiz netleşecek! Birlikteliğin verdiği dirençle dağıtacağız ülkemizin üzerindeki sisi…

Nazım Hikmet’in de şiirinde yazdığı gibi:

“Yok öyle umutları yitirip, karanlıkta savrulmak.

Unutma; aynı gökyüzü altında, bir direniştir yaşamak."

Kapak fotoğrafı için tıklayınız.