Evlenen kadınların kocalarının soyadlarını alması son yıllara kadar tartışılan bir konu bile değildi. Çoğu kadın evlendikten sonra eşlerinin soyadını alacağı gerçeğini pek düşünmeden kabul ederdi, sonuçta çevre tarafından öyle kodlanmıştılar. Bu geleneğin, ataerkil toplum yapısının sorgulanmadığı zamanlardan geldiği aşikârdır. Kadınlar evlendikleri zaman aile reisi olan erkeğin soyadını alırlardı, çünkü çoğu toplumda kadınların aile yaşamında evcil kölelerden ya da kuluçka makinelerinden pek farkları yoktu, dolayısıyla soyadlarının aileye bir getirisi olamazdı. Batı kültürlerinde kadınlar evlendikten sonra "Kocanın Himayesinde Olma" ("Coverture") yasası altında eşleriyle bir sayılırlardı.[1] Bu, soyadlarının Avrupa’da yaygın olarak kullanılmaya başlandığı Orta Çağ döneminin şartları düşünüldüğünde mantıklı bir kafa yapısıdır. Kendi başına mal alamayan, oy veremeyen kadınların yasal olarak tek varlıkları eşleri sayesinde olabilirdi. Türkiye’de her ne kadar ‘’aile reisi’’ kavramı yasalardan çıkarılmışsa da, evlilik ve aile yaşamı konusunda erkeğin egemenliği sosyal ve yasal olarak devam etmektedir. Evlenen kadınlar kendi soyadlarını sadece eşlerininkiyle beraber kullanabilmektedirler.[2] Her ne kadar yasal olarak durum Kıbrıs’ta son yıllarda değişmiş olsa da, evlenen kadınların büyük çoğunluğu hâlâ eşlerinin soyadını kullanmaya devam ediyor. Dediğim gibi, çoğumuz bu kuralı pek sorgulamamışızdır. Hatta Türkiye’de kadınlarca açılan bazı davalara cevaben mahkemenin ‘’düzen ve aile hayatının bütünlüğü için bu kuralın uygulanması gerektiğini, dolayısıyla da kadın erkek eşitliğinin evlilikte erkeğin soyadının alınmasıyla zarar görmeyeceğini’’ gerekçe gösterdiği bile görülmüştür.[3]

Peki kadınların eşlerinin soyadını alması bürokratik açıdan gerçekten gerekli mi? Devletin bir çiftin evli olduğunu anlamak için soyadından çok daha fazla olanağı olduğu açıktır; evlilik cüzdanı, ortak banka hesabı ve ortak alınan mallar, müşterek hayatın ve evlilik bağının kanıtıdır. Ayrıca bir kadının kendi soyadını kullanmaya devam etmesi, her ne kadar alışılmış bir durum olmasa da, o kadar zor değildir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yasalarına göre, taraflar ortak bir soyadında uzlaşmazlarsa, her iki taraf da bir beyanname sunarak kendi soyadlarını kullanmaya devam edebilirler. Bu durumda doğacak çocuklar her iki ebeveynin de soyadını alır. Fakat soyadlarını değiştiren kadınların kimlik, pasaport, ehliyet ve sigorta gibi resmi evraklarını kağıt ücreti ödeyerek değiştirmeleri gerekir.[4] Bu evrak işleri, hem devlet memurları, hem de işlemi yaptıranlar için zahmetlidir. Aynı şekilde, boşanma durumunda kadının soyadını tekrar değiştirmesi gerekir.

Bir kadının evlendikten sonra soyadını değiştirmesi, kadınların evlendikten önce ve sonra ayrı iki kişi sayıldığı geleneksel kafa yapısını destekler. Yine eski zaman geleneklerine göre, bu haklı bir görüştür. Evlenmenin bir kadının hayattaki nihai amacı olduğu zamanlarda soyadı değişikliği, o kadının hayat gayesine ulaştığını ve sosyal statü sahibi olabileceğini gösterirdi. Evlenmemiş kadınlar ise hayattaki bu başarısızlıklarını kızlık soyadları olarak taşırlardı. Ancak insanın ismi, kişiliğinin bir parçasıdır.[5] Bir kadının bütün hayatı boyunca taşıdığı isimden feragat etmesi, bana göre kendinden bir parça kaybetmesidir. Çocukluğu ve gençliğinde olduğu kişi olmaktan vazgeçmek ve evlendikten sonra başka bir kişi olmak, kadınlar için evliliğin hayatlarında erkeklere nazaran çok daha büyük bir dönüm noktası olmasına sebep olacaktır. Üstelik soyadlarını değiştirmek, ‘‘isim yapmış’’ denilen, meslekî çevrelerinde tanınmış kadınlar için çok daha zordur. Sonuçta bu kadınlar için isimleri bir markadır. Mesleğine doğduğu soyadla başlayan bir kadının tanınabilir olmak ve kelimenin tam anlamıyla adını duyurmak için o kadar uğraştıktan sonra ismini değiştirmesini beklemek absürttür.

Ayrıca eklemek gerekir ki, bütün ailenin tek soyadı taşımasının tek yolu bir kadının eşinin soyadını alması değildir. KKTC yasaları, üzerine uzlaşılacak ortak soyadının erkeğinki olması gerektiğini belirtmez; çiftler, üzerine uzlaşarak herhangi birinin soyadını kullanabilirler. Bu durumda erkekler de eşlerinin soyadını kullanabilir. Fakat bunun fikri bile ataerkil toplumumuzda erkekler ya da aileleri tarafından hakaret olarak algılanabilir. Çünkü bir kadının kendi soyadını kullanmaya devam etmek istemesi gibi marjinal bir durum, sadece eşinin soyadına olan saygı eksikliğinden ve kendi soyadını üstün görmesinden kaynaklanıyordur (!). Bu durum sadece nadirliğinden dolayı değil, aynı zamanda oturmuş aile düzeninden dolayı da tepki çekecektir. Eğer bir evlilikte taraflar gerçekten eşitse, pekâlâ kadının soyadı her iki partner tarafından da kullanılabilir, fakat kadının eşini ya da eşinin ailesini herhangi bir kötü niyet taşımadığına ikna etmesinin zor olacağına inanıyorum.

Elbette kocasının soyadını alan kadınların kendilerinden vazgeçtiğini savunacak değilim, sonuçta evlendikten sonra kadınların büyük çoğunluğu geleneğe uyarak soyadını değiştirmiştir. Fakat bu geleneğin cinsiyetçi kökenlerinin olması ve yasal anlamda getirisinden çok götürüsü olması, evlilik yasası daha rahat bir seçenek sunduğu hâlde, kadınların neden hâlâ eşlerinin soyadını aldığını sorgulatır. Eğer soyadının alınmaması düşüncesi erkekler için onur kırıcıysa, bu toplumumuzda kadınların erkeklerden düşük bir konumda olduğu fikrinin hâlâ kanıksanmış olduğunu, dolayısıyla evliliklerde ya da herhangi bir sosyal durumda kadınların erkeklerle eş sayılmadığını gösterir.

Referanslar:

[1] Huffpost. (2015). Why are Women Still Changing Their Last Names?

[2] Türk Medeni Kanunu, Madde: 187, Sayı: 24607. (2001)

[3] Anayasa Mahkemesi,  (2011/49K).

[4] Türkiye Cumhuriyeti Evlenme ve Boşanma Yasası. (1998).

[5] Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi. (2012, Cilt: 4, No: 2).

Fotoğraf için tıklayınız.