"Güneş ışığım, havam, gökyüzüm gitti… Mağdurum."

"Beton yığını içinde kaybolduk, nefes bile alamıyoruz!"

"Ne deniz ne dağ ne de manzara kaldı. Komşularımız da kalmadı, eski sosyal yaşantımız da… Bu bizim alıştığımız bir yaşam biçimi değil."

"Bu şehrin vay hâline!"

 

Tahmin edin bu sözler Kuzey Kıbrıs’taki hangi şehirde yaşanılanlar sonucunda feryat edercesine söylendi? Yanıtlıyorum: Bir liman kenti olan Girne’miz için; doğup büyüdüğüm ve sevdalısı olduğum şehir için. Bir zamanlar rengarenk çiçekleri, yeşil bahçeleri ve insana umut veren doğasıyla ün kazanan şehir günümüzde ise yazımın başında da alıntıladığım kasvetli, elim sözlerle kendinden bahsettiriyor.

"Yeşil Girne Beton Girne Oldu!"

İstatistiklere göre dünyada en can alıcı sorunlar arasında yer alan ve virütik bir hastalık gibi dört bir yana yayılan çarpık kentleşme özellikle son sekiz yılda sahil şehri olan Girne’de de kendini bir tufan misali gösterdi (Zeus, n.d.; Karagözlü, 2018). 2011 yılına kadar gelmiş geçmiş hiçbir hükûmet tarafından imar planına yönelik herhangi bir bütçe ayrılmadı. Aslında çarpık kentleşmenin de en büyük nedeni bu bilinçli ihmalden kaynaklanıyor. Halkın fikrinin “göstermelik” de olsa sorulmasına ve hiç kimsenin onay vermemesine rağmen 2011 yılında yönetimde olan hükûmet, Girne Beyaz Bölge diye adlandırılan kısımda “10 kata kadar apartman yapılabilir” emirnamesine onay verdi ve felaket böyle başladı. Boş arsalar, yemyeşil büyük bahçeler hatta tarihî değer taşıyan binalar, karşılığında alınacak apartman daireleri, villalar ve para uğruna teker teker satıldı. Önce mahalleler ardından sokaklar, caddeler ve sonuç olarak şehir (özellikle merkezî bölge) betonlar altında tehlikeli ve bir o kadar da korkutucu karanlık bir tünele girdi. Maalesef bu tünelden çıkış yok!

Arazilerini veren insanları suçlamıyorum çünkü bu karar zihniyetten zihniyete değişebilir. Saygı duyuyorum. Ancak emirnameyi hazırlayan ve onaylayan sorumluları suçluyorum. Alınan kararın gelecekte ne gibi unsurlara mal olabileceğini düşünmediler, yeterince kavgasını vermediler. Her bakımdan araştırmaya ve olgunlaşmaya açık bir konunun üstünü keyfî olarak hazırlanmış bir emirnameyle kapatmak istediler. Böylece hem Girne’nin otantik yapısını katlettiler, hem de demokrasiyi! Yeşil Girne’yi yıktılar, yerine beton Girne’yi inşa ettiler! Açıkçası iyi bir altyapıya sahip olmamamız inkâr edilemez bir gerçektir. Eğer söz konusu gelişmek ve ün sahibi olmaksa bu momentum altyapı bozukluklarını tespit edip iyileştirmekle başlamalıydı. Düzensizliğin üzerine kalıcı ve iyi bir düzen inşa etmek şizofrenik bir hayalden ibaret değil de ne? Denetimsizlik, plansızlık ve iradeyi hiçe saymak her türlü estetik kaygıdan uzak bir şekilde adeta bir ur gibi büyüyen doğal afete neden oldu.  Baksanıza, alttaki resim tüm yalnızlığıyla her şeyi anlatıyor.

Girnelinin yaşamını renksizleştiren bu âfeti birebir yaşadım. 2000’li yıllarda evimden masmavi denize ve dağlara hayranlıkla bakarken, 2010’dan sonra tam üç yıl evimin dört tarafının nasıl on katlı apartmanlarla bir sur gibi kuşatılacağını ürpererek izledim. Perde, pencere açamadık. Eve güneş ışığı girmedi. Kısacası çarpık kentleşme çevrede, insanca yaşamaya olanak vermeyen ilkel yerleşmelerin kenti kuşatmasına neden oluyor. Merkezde ise mevcut dokunun tahribine, tarihsel, kültürel ve doğal değerlerin yok olmasına yol açmaktadır. Kalbine giden tüm damarlarında turizmin tohumlarını ve meyvelerini taşıyan Girne’miz için bu olay gerek ekonomik alanda gerekse sosyal alanda telafisi olmayan kocaman bir kayıptır.  Bununla beraber şehirde yaşanan nüfus patlaması ve çekilmez bir hâl alan trafik sorunu (özellikle Girne-Çatalköy yolunda) yine bu dönemin utanç verici eserlerindendir.

2018 yılında İçişleri Bakanlığı öncülüğünde hazırlanan Girne-Çatalköy İmar Planı yetkililer tarafından onaylandı ve Resmi Gazete'de de yayımlandı. Planda, şehir merkezindeki ana caddelerde 7 kat, ara sokaklarda 5 kat olan kat sınırının 5 kat ile sınırlandırılacağını açıklayan önemli bir maddenin de var olduğu çoğu kişi tarafından biliniyor. Üzülerek ifade edeceğim; devlet ve yetkili kurumlar işbirliği yapıp felakete dur demeye o kadar çok geç kalmıştı ki bu plan Girne’nin karanlık tünele girmesini engelleyemedi. Plan yürürlüğe girmeden önce arazisini satmayı düşünen insanlar arsalarının kat izinlerini çoktan almışlardı. Hala daha da 7 katlı, 10 katlı apartmanların caddelerde inşa edildiğini görüyorum.

Uzun lafın kısası; Girne’yi siyah bürümüş, gri bürümüş. Karanlıkta kalmış Girne’miz; cehaletin karanlığında, bilinçsizliğin karanlığında… Dört bir yana savrulmuş, o kadar çok savrulmuş ki nefes almaya dermanı kalmamış. Çok yorulmuş. Anlatamadıklarını anlamak istedim. Minik bir tebessümle çehresine derin derin baktım. Göz pınarlarında tutsaklığın verdiği korkuyu gördüm. Gözlerinin içinde yarım kalmışlığın verdiği acıyı gördüm. Kalabalığın içinde kaybolmuş küçücük bir çocuk gibiydi. Yapayalnızdı, içini çeke çeke ağlıyordu. Hasret kalmıştı sevdiklerine; özgürce yeşil olmaya ve uçsuz bucaksız bir umuda…

Kaynakça

Zeus. (n.d.).Çarpık Kentleşme Nedir.” 

Karagözlü, A. (2018). "İmar Planları Hızla Hayata Geçirilmeli." Kıbrıs Gazetesi.

Topal, B. (2014) "Girne Bu Yükü Kaldıramaz"." Havadis Gazetesi .

Yenidüzen. (2017). "Girneliler Dertli.".

Yenidüzen. (2018) "Girne - Çatalköy İmar Planı Resmi Gazete'de Yayımlandı".