Şimdi okuyacağınız olan ilk yazımın konusu, dünyamızın düşünce ve bilgi felci olan cehalet.
Aslında, cehalet çok muğlak bir kelimedir. Bazılarımız için cehalet sadece bir öngörüdür ama bazı gözü açıklarımız içinse bu sadece içimizde bulunan bir felakettir. Cehaleti görmezden gelip, parayla süslenmiş olan hayatlarımıza devam edebiliyorsak bir katilden daha fazla suçluyuz demektir; çünkü bu sefer birçok insanın geleceğinin mahvolmasını görmezden gelerek bu suça ortak olmuş oluyoruz.

Günümüzde cehalet çok yaygındır. Örnek vermek gerekirse, cehaleti en çok din baskısı altında yaşayan ülkelerde görürüz. Bu tür ülkeler genellikle sanattan ve bilimden çok uzak kalmış ülkelerdir. Cehaleti yenmemizin sadece tek bir yolu vardır: Bilimsel, çağdaş ve laik eğitim. Ancak en büyük cehalet, eğitimi yanlış amaçlar doğrultusunda kullanmaktır. Bir bireyi eğitirken, ilk önce akademik dersleri değil de insan vicdanı ile alakalı olan öğütleri öğretmemiz gerekir. Eğer birey bunları “düzgün” bir biçimde öğrendiyse artık akademik derslere geçebilir. Dünyamızı bilimden, sanattan, felsefeden ve mantık duygusundan asla geri bırakmamalıyız. Benim düşüncem, bir insan dünyaya asla cahil bir birey olarak gelmediğidir. Çoğu insanı medeniyet ve bilgiden eksik kılan unsur içinde bulunduğumuz sistemin işleyiş tarzıdır. Bu, makyajını para ile yapmış olan öyle bir sistem ki, insanları birbirine düşman eden, para için öldüren ve insan doğasını hiçe sayan bir sistemdir. Bu sistemi düzeltmek için mücadele etmeli ve sesimizi çıkarmalıyız. Hepimiz bilimin, bilginin ve araştırmanın hüküm sürdüğü bir dünyada yaşamayı hak ediyoruz. İnsanlık için çabalamalı ve yorulmamalıyız.

Her geçen gün tecavüz, hırsızlık, ırkçılık ve şiddet dünyamızda başrol oynamaktadır. Genellikle, bu tür olaylara karışan insanlar ya içinde bulunduğumuz sistem yüzünden “cahilleştirilmiş” insanlardır ya da tüm gerekli akademik dersleri almış ama insanlık konusunda sınıfta kalmış olan insanlardır. Biz bunlara “okumuş cahiller” diyoruz. Genelde cehalete maruz kalmış ülkelerde tek bir tane ortak hata görülür. Bu hata da maalesef hükûmetin başındaki diktatörlerin ilahiyat işlerini eğitim ile bir tutmasıdır. Bu tür liderler maalesef cehalet ile beslenen liderlerdir. Çünkü cahil bir toplumu önüne çıkan her şeye razı olup “evet” der ve hiç sesini çıkarmaz. Dinin kölesi gibi yaşamaya mahkumdurlar. Cahil bir toplumu yönetmesi çok kolaydır çünkü “düşünme” gibi bir kabiliyetleri ve dertleri yoktur. Ülkede, ilahiyat işlerinin eğitim ve siyasetten çok uzak bir noktada tutulması gerekmektedir. Bazı ülkeler başlarındaki faşist diktatörlerden dolayı bu felakete maruz kalmışlardır. Albert Einstein'ın her zaman çok sevdiğim bir sözü vardır: “Dünya tehlikeli bir yer. Bunun nedeni ise insanların kötü olması değil, kötülük konusunda hiçbir şey yapmamalarıdır.”

Sanırım onun bu sözü bütün durumu özetlemektedir…

Yazımın bir diğer bölümünde cehalet karşısında kullanabileceğimiz en etkili silahı ele almak istiyorum: Kitaplar. Bahsettiğim aşk, dram, korku veya cinayet ile alakalı kitaplar değil; bilim-kurgu, felsefe, sanat ve mantık kitaplarıdır. Maalesef, ne zaman herhangi bir kitapçıya gitsem aşk konulu kitap rafları boş ama felsefe rafı her zaman oraya ilk konulduğu gibidir. Bu dünyanın bilgi dolu kitaplara ve “gerçek” okullara ihtiyacı vardır. Kitap okumak için boş zamana değil, kitap okumak için boş zaman yaratmamıza ihtiyaç vardır. Okulda aldığım tarih bilgisine dayanarak söyleyebilirim ki, insanlık tarihinin en tembel dönemini yaşamaktayız. Aslında tembellik de bir cehalet göstergesidir. Tembellik, âdeta yaşadığımız dünyayı ele geçirmiş durumdadır. Bu sebepten ötürü bir yazıyı okumaktan, onun ne anlama geldiğimi kavramaktan âciz durumdayız. Bilgili bir insan olmak için entelektüel bir karakter gibi görünmemeli ve sahip olduğumuz bilginin de ötesine gidebilmeliyiz.

Yavaş yavaş sona gelmeden önce eklemek istediğim birkaç şey daha var. Cehalet içimizdedir. Bunu yok etmek için yapmamız gereken şey mantıkla yola çıkıp bilim ve sanatı bir an bile olsa hayatımızdan atmamaktır. Dünyamızın ve insanlığın ilerlemesi için bilime, dünyayı güzel kılabilmek için ise sanata ihtiyacımız vardır.

Bir toplum kendine, “Nereden geldik ve nereye gidiyoruz?” gibi sorular sormaya başladığında o toplum cehaletten kurtulacaktır. Bir toplum inanmayı bırakıp, bilmeye ve bilgi almaya odaklandığında o toplum cehalet denen bu felaketten kurtulacaktır çünkü Sokrates'in de dediği gibi, “Bilmenin bittiği yerde inanma başlar.”

Umarım yazımdan keyif almışsınızdır. Cehalet konusunu ele almamın tek nedeni farkındalık yaratmak isteyişimdir.

Fotoğraf için tıklayınız.